Search and Hit Enter

Metaverse Küresel Isınmayı Durdurabilir Mi?

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz bir kelime, metaverse. Türkçe karşılığı sanal evren olan kavram ilk kez 1992 yılında yayınlanan bir bilim kurgu romanında geçti. “Snow Crash” isimli bu romandaki karakterlerin kendi avatarlarıyla giriş yaptığı alternatif dünya senaryosu, romanın çıkışından 30 sene sonra gerçek olmak üzere.

Facebook bu boyutun var olacağından o kadar emin ki resmi aAR/VR Gözlüklerdını Meta olarak değiştirdi. Şirketin CEO’su Mark Zuckerberg bu ismin yeni düzende kendilerini daha iyi temsil edeceğine inanıyor. Zuckerberg’in aynı amaç doğrultusunda başka bir hamlesi sanal gerçeklik teknolojileri üzerine çalışan Oculus şirketini satın almak oldu. Sanal evrene büyük yatırımlar yapan tek şirket Meta değil. Roblox, Epic Games gibi oyun platformları uzun zamandır kendi alternatif gerçekliklerinde genişliyor. Sanal dünyada insanlar avatarlarına seçtikleri dijital kıyafetler ve aksesuarlar için her yıl milyarlarca dolar harcıyor. Metaverse dünya geneli için henüz yeni bir kavram ama dijital platformlardaki oyuncular uzun zamandır sanal evrende vakit geçiriyor.

Dijital Paralar ve NFT’ler

Dünyanın artık pek de yabancı olmadığı dijital paralar sanal evrende aktif kullanımda. Hatta artık birçok alışveriş sitesi kullanıcılarının bu paralarla alışveriş yapmasına izin veriyor. Sanal evrende kripto paraların haricinde var olan bir değerli varlık daha var. NFT’ler. İngilizce Non-fungible token tamlamasının baş harflerinden elde edilen kelimenin dilimizdeki karşılığı değiştirilemeyen token. Daha açık anlatmak gerekirse, bu dijital varlıkları hiçbir şekilde kopyalamak mümkün değil. Kripto paralardan farkları da bu. Blok zinciri (blockchain) isimli dijital deftere kayıtlılar. Tek, eşsiz ve bu nedenle çok kıymetliler. Var olan her nesnenin, eserin hatta kişinin sanal evrende bir NFT’ye dönüşmesi mümkün. Koleksiyoncular ve yatırımcılar NFT’ler için milyon dolarları bulan rekor ücretler ödüyorlar.

Beeple tarafından 13 yılda yaratılan ve her güne ortalama bir tane düşecek toplam 5000 görüntüden oluşan “Everydays” isimli NFT, bireysel olarak satılan en pahalı NFT. Satış bedeli 69 milyon dolar. Tek bir alıcı yerine toplam 28983 koleksiyoncunun sahip olduğu diğer NFT “The Merge” ise 91.8 milyon dolara satıldı.

Sanal Evrene Geçtiğimizde Neler Değişecek?

Tüm bu kavramları ve metaverse yatırımlarını bir yana koyup yeni gerçekliğin dünya düzenini nasıl etkileyeceğini düşünelim. Şu an alıştığımız yaşamın tüm ayrıntılarının dijitalleştiğini düşünün. Zaten pandemi nedeniyle neredeyse iki yıldır eskisinden çok farklı olan bir sistemin içindeyiz. İş hayatı, okul yaşamı, arkadaş ve aile toplantıları sanal hale gelmiş durumda. Zoom, Skype, Facetime, Google Meet, Facetime… İş toplantılarımız, derslerimiz, aile ve arkadaş buluşmalarımız uzun zamandır bu platformlar üzerinden sanal bir şekilde yürüyor. Metaverse ise işleri biraz daha dijitalleştirecek.

Online alışverişler Covid-19 salgınıyla rekor seviyelere ulaşmıştı. İnsanlar alışverişlerini evlerinden çıkmadan yapmaya alıştılar. Marketlerin çoğu kendi alışveriş uygulamaları aracılığıyla ürünlerini müşterilerine dijital olarak sunup fiziksel olarak teslim ediyor. Günümüzde online alışveriş deneyimi sunmayan markaların varlığını sürdürmesi neredeyse imkansız hale geldi. Müşteriler dijitalleştikçe markalar da yatırımlarını bu yönde yapıyor. Metaverse ile yatırımlar biraz daha değişik bir hale geliyor.

Sanal Evrende Alışveriş

Şu an pek çok marka sanal evrende mağaza açmak için kolları sıvamış durumda. Nike ve Coca Cola gibi dev şirketler bunu uzun zaman önce yaptı. Bu iki ismin ardından bazı lüks tüketim markaları ve giyim firmaları müşterilerini sanal mağazalarında ağırlamaya başladı. Balenciaga, H&M, Ferrari, Inditex grubu adı metaverse ile anılan şirketler. Henüz sanal evrene giren bir Türk şirketi yok.

Nikeland

Sanal evrende yer alan bir mağazadan alışveriş yapmanın avantajlarının yanında bazı zorlukları bulunuyor. Şu an sanal dünyada alıştığımız yöntemlerle alışveriş yapamıyoruz. Dijital dünyayı tanımamız, bilmemiz ve şimdiki sistemde alışveriş yaparken dijital saldırılardan kendimizi koruyabilmemiz önemli. Bunun için büyük yazılım şirketleri sistemi basitleştirmenin peşinde. Herkesin sanal evrende alışveriş yapabilmesini sağlamak için çalışıyorlar. Belli ki çok uzun sürmeden her yaştan kullanıcı sanal deneyimlerle alışveriş yapabilir hale gelecek.

Sanal evren şu an iki duyuya hitap ediyor. Sanal gerçeklik konusunda uzman kişiler yakında alternatif evrende koku ve dokunma duyularını da hissedebileceğimizi belirtiyor. Bu gerçekleşince istediğimiz bir parfümü sanal mağazadan koklayarak satın alabileceğiz. Özlediğimiz birine sanal ortamda sarılabileceğiz, kokusunu ve tenini hissedebileceğiz. Şu an kulağa garip ve belki de olanaksız gelen bu deneyimlerin gerçek olması için pek fazla beklemeyebiliriz.

Sanal Konserler

Sanal evrende yalnızca alışveriş yapmayacağız. Mevcut dünyamızın bir yansıması olacağıTravis Scott için yaşamımızda var olan her şeyin metaversete karşılığı olduğunu düşünebiliriz. Daha detaylı anlatmak gerekirse, sanal etkinlikler, sanal konserler, sanal buluşmalar, sanal birliktelikler… Diğer bir deyişle zihnimiz nereye kadar gidiyorsa o kadar sanallık. Dünyanın en popüler oyunlarından biri olan Fortnite’ın evreninde uzun zamandır sanal konserler gerçekleşiyor. 2020 yılında platformda gerçekleşen muhteşem Travis Scott konserini milyonlarca kişi izledi. Yeni evrende bu tip konserleri daha sık göreceğiz.

Online Sergiler, Dijital Spor Salonları, Sanal Randevular

Hayatlarımızın büyük ölçüde sanal hale geldiği yazının içinde daha önce geçmişti. Sergiler, seminerler, toplantılar dijital platformlardan yapılan canlı yayınlarla tanıtılıyor. Davetiyeler dijital olarak gönderiliyor. İnsanlar sanal ortamlarda birbiriyle buluşup online etkinlikleri beraber izliyorlar.

YouTube ve benzeri platformlar üzerinden paylaşım yapan birçok kişi ve kurum uzun süredir derslerini üyelik ücretleri karşılığında kullanıcılarına sunuyor. Bunun yanında bu dersleri ücretsiz olarak yayınlayan hesaplar da mevcut. Dijitalleşmenin getirdiği başka bir kavram olan iş birlikleri burada devreye giriyor. Şu an markalar birbirleriyle ünlü kişilerle yoğun bir iş birliği içindeler.

Akıllı telefonlara indirilen uygulamalar sayesinde insanlar spor salonlarına gitmedenKobe evlerinden spor yapabiliyorlar. Sanal evrenle bu deneyim biraz daha derinleşecek. Oyun dünyasında uzun zamandır var olan VR teknolojisi yaygınlaşıp evlere daha rahat girmeye başlayınca evimizde otururken dağda kayak yapıp okyanusta kürek çekebileceğiz. Spor salonunda kardiyo egzersizleri yapmayı saymaya gerek yok. Belki Ronaldo ile paslaşarak futbol oynamak ya da Black Mamba’nın topunu çalarak skor yapmak bile mümkün olacak.

Hiç ata binmemiş biri beyaz bir tek boynuzlunun üzerinde dörtnala koşabilecek.Unicorn Amazon nehrinde timsahlarla rafting yapabileceğiz. Afrika’ya gidip aslanlarla uzun doğa yürüyüşlerine katılabileceğiz. Bunların hepsi şu an varsayım olsa da hayallerimizin ötesinde bir dünyaya girmek üzereyiz ve bu yeni boyutta imkansız kelimesi anlamsız hale geliyor.

Küresel Isınmanın Boyutları

Son yıllarda sıkça duyduğumuz kelimeler arasında küresel ısınma ve sürdürülebilirlik kavramları da yer alıyor. Toplum küresel ısınma gerçekleriyle ilgili yeterli bilinç seviyesinde değil. Dünyanın içinde bulunduğu vahim durum çarpıcı verilerle açıklansa da bu bilgilere inanmak insanlara zor geliyor. Sürdürülebilirlik kavramını hala süslü ve anlaşılması zor bir kelime olarak düşünüyoruz.

Çevre kirliliği yaşam kaynaklarımızı ciddi şekilde tehdit etmekte. Hazır giyim endüstrisi petrolden sonra dünyamıza en ciddi zararı veren sektör. Her gün su kaynakları, hava ve toprak moda sektörünün üretimlerinden etkileniyor. Öyle ki üretim esnasında ortaya çıkan zehirli kimyasallar dünyanın geleceğini tehdit ediyor.

Sürdürülebilir Adımlar

Global markaların pek çoğu sürdürülebilir koleksiyonlar üretmeye başladı. Denizlerden çıkarılan plastiklerden iplik elde ediliyor. Doğada parçalanıp yok olması zor olan materyalleri üretimde yeniden kullanmak yaygın hale gelmeye başladı ancak tam olarak yeterli değil. Firmalar üretimlerinde daha az su ve elektrik kullanma prensibiyle hareket ediyor. Bilinçli üreticiler karbon ayak izlerini azaltmaya çalışıyor. Devletler bu sistemi üretim yapan şirketlere çeşitli teşvikler ve yaptırımlarla mecbur hale getirmeye çalışıyor.

İklim değişikliğini tetikleyen tek sektör hazır giyim değil. Hızlı tüketime dahil olan her şey dünya kaynaklarını etkiliyor. Buna dünyada yaşayan 7.8 milyar insanın günlük tükettiği gıdaların üretimi ekleniyor. Hayvansal besinlerin üretim süreci dünyaya çok ciddi bir sera gazı salınımı yüklerken endüstriyel tarımın karbon ayak izleri de çok fazla.

Küresel ısınma sürecini hızlandıran en ciddi faktör petrolün başta yer aldığı fosil kaynaklı yakıtlar. Tüm dünyada sanayi üretimi sürecinde, taşımacılık sisteminde ve ısınmada kullanılan bu kaynaklar sera gazı salınımının en büyük sorumluları.

Paris İklim Anlaşması ve 2030 Hedefleri

Paris İklim Anlaşması 2015 yılında Avrupa Birliği ve 190 devlet tarafından imzalandı. Anlaşmanın amacı insan kaynaklı sera gazı üretimini azaltmak ve dünyanın sıcaklığını iklim değişikliğinin yol açacağı felaketleri önlemek için sanayi öncesi seviyede tutmak.

2030 yılına kadar global olarak ortaya çıkan karbon emisyonunu en az %40 oranında azaltmamız gerekiyor. Bu olmazsa yaşamın sürdürülebilirliğini tehdit eden ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalacağız. Bazı nadir canlı ve bitki türlerinin nesli bu nedenle tükendi. Birçoğunun varlığı risk altında. Ekolojik dengeyi bozacak ve hayatımızı negatif biçimde etkileyecek olan bu durumun gerçek olmaması için harekete geçmemiz gerek.

11 Mart 2020’de Dünya Sağlık Örgütü Covid-19’u pandemi ilan etti. O tarihten itibaren dünya çapında alınan önlemlerle üretim, tüketim ve ulaşımda ciddi bir azalma oldu. İnsanlar daha az dışarı çıktıkları için araçlarını daha az kullandılar. Kalabalık çalışma ortamları yasaklandığı için fabrika üretimlerine kısıtlama geldi ve bu üretimlere bağlı sera gazı salınımı azaldı. İnsanlar artık sosyal ortamlara daha az giriyor ve buna bağlı olarak hem üretimin hem tüketimin şekli değişti. Pandemi süreci esnasında değişen yaşam tarzıyla sera gazı salınımında ciddi azalma olduğunu gördük.

Metaverse İklim Değişikliği Etkilerini Azaltabilir Mi?

İnsanların yıllardır süren rutin düzenlerini ve alışkanlıklarını istekleri dışında da olsa değiştirmiş olmaları bir şekilde dünyanın işine yaradı. İki seneden beri süren yeni sistem birçok şeyi etkiledi. Eskiye oranla daha az enerji tüketiyor olmamız ve alışverişe daha az ihtiyaç duymamız bizi 2030 hedeflerine yaklaştırıyor. Bu da hedefleri tutturmak için bilinçli olarak aldığımız önlemlerin yanında kendi inisiyatifimiz dışında ortaya çıkan gelişmelerle sağladığımız bir katkı.

Son zamanlarda hızla içine girmekte olduğumuz sanal evrenle hayatımız büyük ölçüde değişecek. Tam olarak nasıl bir deneyim yaşayacağımızı bugünden ifade etmek zor. Bununla birlikte iki yıldır sanal ortamda vakit geçirirken geleneksel dünyamızda harcadığımız enerjinin daha azını tükettiğimize şahit olduk. Alternatif gerçeklik sunan sanal evrenleri yaratmak için çok ama çok ciddi bir elektrik tüketimi gerekiyor ve buna paralel ölçüde karbon salınımı ortaya çıkıyor. Ancak yine de bu aktivitelerin küresel ısınma üzerindeki etkileri daha masum.

Yazının finalinde metaverse senaryosu gerçekleşmiş gibi davranalım. Hepimizin birer avatarı var. İş yerlerimiz, okullarımız, sosyal ortamlarımız sanal evrende. Evden hiç çıkmıyoruz. Bize sağladıkları teknolojiyle sanal ortama giriş yapıyoruz ve sanal ofisimize, sanal sınıflarımıza gidiyoruz. Ofisten çıkınca sanal publarda, sanal partilerde arkadaşlarımızla, eşimizle, sevgilimizle buluşuyoruz. Sanal yemek toplantılarında ailemizle vakit geçiriyoruz. Okul bitince sanal maceralara koşuyoruz. Jurassic Park’ta dinozorları izliyoruz mesela. Satın aldığımız her şey dijital. Alıştığımız fiziksel dünya düzenini tamamen bırakmış durumdayız… Daha fazla dijital, daha az fiziksel. Harcadığımız enerji ve ürettiğimiz karbon izi daha az.

Bu son derece basit senaryonun içeriği aslında çok derin. Nasıl bir serüvenin içine girmekte olduğumuzu yaşadıkça göreceğiz. Yazının başlığı ve bu bölümün alt başlığı olan sorulara gelince, yanıtlarının şu an için oldukça kişisel olduğunu söyleyebiliriz. Zaman içinde bu yanıtların bilimsel verilerle desteklenerek objektif şekilde “evet” olması mümkün. Bilinmeyen bir geleceğin içine doğru ilerlerken olası senaryoları değerlendirdiğimizde sorunun şimdiki yanıtı başka bir soru oluyor: neden olmasın?

 

Hits: 55